Connect with us

Haberler

Ford Otosan’dan yeni bir yatırım

Yayın tarihi

-

 Ford Otosan yeni yerli motor yatırımını kamuoyuna açıkladı. Ford Otosan Genel Müdürü Haydar Yenigün, “Ford Otosan, 54 yıllık geçmişinin getirdiği gelişim ve değişim ile büyük bir Ar-Ge şirketi ve mükemmel üretim kabiliyetine sahip büyük bir sanayi kuruluşu kimliği kazanmıştır” dedi.

 Haydar_Yenigun_2

11 yıldır üst üste Türkiye otomotiv sektörü lideri konumunda olan Ford Otosan, üretim ve mühendislik çalışmalarını yeni bir yatırımla taçlandırıyor. Fikri mülkiyet hakları yüzde yüz Ford Otosan’a ait olan ve sınıfının en iyisi olma hedefiyle Ford Otosan mühendisleri tarafından geliştirilen yeni 11 lt ve 13 lt Ecotorq motorlar; ağır ticari, sanayi ve marin uygulamalarını içeren geniş kullanım alanlarını hedefliyor.

 

Ford Otosan Genel Müdürü Haydar Yenigün, yeni Ecotorq motorun tanıtım toplantısında yaptığı konuşmada, İnönü Fabrikası’nın birçok kalite ödülüyle dünyaya ihracat yaptığının altını çizdi. Yenigün, “İnönü motor fabrikamızda hafif ticari modellerinde kullandığımız Duratorq ve Cargo modellerinde kullandığımız Ecotorq motorları üretiyoruz. Mühendislik çalışmaları konseptten üretime kadar Ford Otosan’a ait Ecotorq motorlarından bugüne kadar 120 bin adetten fazla üretirken, Duratorq motorlarımızın üretim adedi ise 350 bini geçti” dedi.

 

Ford Otosan güçlü bir sanayi kuruluşu ve mühendislik şirketi

Genel Müdürü Yenigün; Ford Otosan’ın yıllar içinde yaşadığı çarpıcı gelişim ve değişimi de şöyle özetledi: “Şirketimizin köklerine, geçmişine baktığımızda, Ford Otosan’ın büyük dönüşüm ve değişimine tanık oluyoruz. 1928 yılında Merhum Vehbi Koç’un Ankara Ford bayisi olmasını takiben Türkiye çapında yaygın satış ve servis ağı oluşturularak ile 1959’lu yıllarda Otosan’ın kuruluşuna kadar iyi bir satış-pazarlama kabiliyetine sahip bir organizasyon gelişimini tamamladı. 1959 yılında, Otosan mühendisleri tarafından geliştirilen Türkiye’nin ilk aracı Anadol’un üretimi başladı. 1967 yılında ilk Transit üretildi. 1982 yılında İnönü fabrikasının açılışıyla sanayi hamleleri ivme kazanmaya başladı. Akabinde, 1986 yılında, mühendisliği Otosan’a ait ilk Türk dizel motoru ERK üretildi. Bu önemli gelişmelerin ardından 1997 yılında Koç ve Ford eşit ortaklığı ile “Ford Otosan” kuruldu. 2001 yılında açılan Kocaeli fabrikası, yüksek üretim gücünün yanısıra, mükemmel üretim yapan bir fabrika olarak Ford dünyasında örnek gösterilen bir referans noktası oldu. Geleceği tıpkı bir bina gibi taş üstüne taş koyarak inşa etmeye devam eden Ford Otosan ortaklığının 10. yılı olan 2007’de açtığı Gebze Mühendislik Merkezi’nde global Ar-Ge hizmetlerine başladı. Ar-Ge çalışmalarının ölçeği değişti ve aktarma organlarının da geliştirilmesi ile önemli bir gelişim dönemine adım atıldı.  Ar-Ge çalışmaları Connect ile global bir boyut kazandı. Ford Otosan tarafından global olarak tasarlanan ilk ürün olan, hem Türkiye hem de Ford Otosan için bir kilometre taşı haline gelen Connect’in 2009 yılında Kuzey Amerika’ya ihracatında da Ar-Ge gücümüz önemli rol oynadı. Üretimle kazanılan devinim önemli bir ihracat yapısına dönüştü ve Ford Otosan Türkiye’nin önemli ihracat yapan kurumları arasına girdi. Dolayısıyla; 1959’da montaj tesisi olarak başlayan Ford Otosan, satış ve pazarlama misyonunun yanısıra 52 yıllık geçmişinin getirdiği gelişim ve değişim ile ‘Büyük bir Ar-Ge şirketi ve mükemmel üretim kabiliyetine sahip büyük bir sanayi kuruluşu’ kimliği kazandı.”

 

Yenigün, “Bugün gelinen noktada Ford Otosan artık; Ford’un Avrupa’daki ticari araç üretim merkezi, Ford’un dünyadaki ağır ticari araç geliştirme ve üretim merkezi, Ford’un dünyadaki en büyük 3 Ar-Ge merkezinden biri, Ford’un dizel motorlarının geliştirilmesi ve kalibrasyonunu yapan merkez, 11 yıldır üst üste otomotiv pazar lideri, sadece iç pazarda değil ihraç pazarlarında da kamyon satış ve satış sonrası için kendi bayi ağını kurmuş güçlü bir şirket, 110.000 araç kapasiteli yeni 3. ticari araç üretim fabrikası olan ‘ Yeniköy tesisini’ kurarak yatırımlarına doludizgin devam eden bir şirket ve ihracatta Türkiye’nin 2’nci büyük, sektörünün ise lider kurumudur” dedi.

 

Yüzde yüz Ford Otosan projeleri ile teknoloji ihraç ediliyor

Genel Müdür Yenigün konuşmasında Ford Otosan’ın sürdürülebilir iş modellerine de değindi. “Ford Otosan’ı geleceğe güçlü Ar-Ge yapısının taşıyacağını da vurgulayan Yenigün, sözlerini şöyle sürdürdü:  “Sürdürülebilir iş yapısı çerçevesinde üç tip proje yönetimi gerçekleştiriyoruz. Yüzde yüz fikri mülkiyet hakları Ford’a ait projeler, yüzde 50 Ford’a, yüzde 50 Ford Otosan’a ait projeler ve yüzde yüz Ford Otosan’a ait projeler. Fikri mülkiyet haklarına katkı sağladığımız projeler bize yeni fırsatları da beraberinde getiriyor. Türkiye ekonomisine ve istihdama katkıda bulunulurken lisans haklarıyla kazanç elde ediliyor. Teknoloji lisans anlaşmaları ile ayrıca global arenalarda yolumuz ve önümüz açılıyor. Mühendisliğini yaptığımız, geliştirdiğimiz ve ürettiğimiz Cargo kamyonları için Ford ile 2010 yılında imzaladığımız global Cargo anlaşması bunun önemli bir örneğidir. En son olarak da, JMC ile Ecotorq motorlarının Çin’de üretilmesi için imzaladığımız teknoloji lisans anlaşması da Ford Otosan olarak geldiğimiz noktayı en iyi şekilde gösteriyor. Yapılan anlaşma ile Ford Otosan, fikri mülkiyet haklarına sahip olduğu Ecotorq motorlarının,  JMC markalı araçlarda kullanılmak üzere Çin’de üretilmesine izin veriyor. Lisans anlaşması ilk üretimin gerçekleşeceği 2016 yılından itibaren 12 yıl süreyle geçerli olacak ve anlaşma kapsamında ürün başına 150 Euro ile 190 Euro arasında değişen bir lisans ücreti alacak olan Ford Otosan 1 Milyon Euro’luk lisans bedelini de avans olarak alacak. Satış-pazarlama, üretim, ihracat, Ar-Ge ve onun ötesinde teknoloji lisans anlaşmaları ile mühendislik ihraç eden bir kurum olarak global anlamda çıtamızı yükseltmeye devam ediyoruz.  Bugüne kadar ürettiğimiz Duratorq ve Ecotorq motorlara bugün bir yenisini daha eklemenin haklı gururunu yaşıyoruz. Fikri Mülkiyet Hakları yüzde yüz Ford Otosan’a ait yeni Ecotorq motorumuz, Ford Otosan ve Türkiye için büyük önem taşıyor. Tübitak – Ar-Ge ve Ürün Geliştirme teşviği ile Ekonomi Bakanlığı’ndan motor yatırım teşviği almak için başvurduğumuz yeni Ecotorq motorumuz, 100 milyon doların üzerinde bir yatırımla hayata geçirilecek.”

 

Mükemmel iş modeline sahip bir teknoloji şirketi

Araç ve motor üretimi, yüksek mühendislik gücü, rekabetçi Ar-Ge yapılanması ve mühendislik ihracatı ile mükemmel iş modeline sahip bir teknoloji şirketi olduklarını da sözlerine ekleyen Yenigün, “Tüm bunların ötesinde, gücüne güç katan yeni kurumsal kimliği ile Ford Otosan artık bir teknoloji şirketidir. 2240 beyaz yakalı çalışanımızın önemli bir bölümünü oluşturan 1780 mühendisin 1240’ı sadece Ar-Ge özelinde çalışmalarını sürdürüyor. Bu rakam da Ford Otosan’ın bu yoldaki kararlığının önemli bir göstergesidir” dedi.

 

 

Haberin Devamı
Advertisement
Yorum yap

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haberler

Dicle Elektrik’ten Ekosisteme Sürdürülebilir Aydınlatma Çözümü

Yayın tarihi

-

Yazar:

Sokak ve cadde aydınlatmalarında öncü bir yeniliğe imza atan Dicle Elektrik, EPDK Ar-Ge Komisyonu tarafından onaylanan “Makaralı Aydınlatma Direği” projesini titiz bir çalışmanın ardından başarıyla hayata geçirdi. Tasarruf sağlayan proje hakkında konuşan Dicle Elektrik Genel Müdürü Yaşar Arvas, aydınlatma direklerinin yaygınlaşmasıyla elektrik sektöründe sıkça kullanılan sepetli kamyonetlerin kullanımının azalacağını, böylece her 100 kilometrede yüzde 30’a varan bir karbon ayak izi azalması sağlanabileceğini ifade etti.

Hizmet bölgesinde bulunan 6 ilde çevre odaklı sürdürülebilir çalışmalara imza atan Dicle Elektrik, devrim niteliğinde kabul edilebilecek bir projesini daha tamamladı. Dicle Elektrik Ar-Ge Merkezi mühendislerinin fikrinden doğan ve 18 aylık titiz bir çalışmanın ardından hayata geçirilen çevre ve çalışan dostu “Makaralı Aydınlatma Direği” projesi başarıyla tamamlandı.

Hem iş güvenliğine hem de çevre korumasına katkı
Makaralı Aydınlatma Direği projesinin, hem teknik hem de tasarım açısından aydınlatma sistemlerini iyileştirmek amacı taşıdığını belirten Dicle Elektrik Ar-Ge Direktörü Dr. Mustafa Çelikpençe, projenin detayları hakkında açıklamalarda bulundu. Dr. Çelikpençe, “Projemizle birlikte iş kazalarını azaltmak, zaman ve maliyet optimizasyonu sağlamak, personel iş yükünü hafifletmek ve aydınlatma sistemlerindeki sorunları hızlıca çözerek kullanıcı memnuniyetini artırmak hedefleniyor.

Yeni aydınlatma direklerimizden Diyarbakır Genel Müdürlük binamız önünde iki adet prototipi de sergiliyoruz. Bu yeni tasarım direkler, mevcut direklerin üzerine eklenen yeni bir konsol ile birlikte hareketli armatür mekanizmalarıyla donatıldı. Aydınlatmanın yanı sıra kamera, GSM, hoparlör gibi ekipmanlarla da entegre edilebilecek esneklikte tasarlanan direkler; hırsızlık benzeri olaylara maruz kalarak zarar görmesini engellemek için vandal kilit sistemi ile koruma altına alındı” diye konuştu.

“Karbon ayak izi yüzde 30’a varan oranda azalacak”
EPDK Ar-Ge Komisyonu tarafından onaylanan proje hakkında açıklamalarda bulunan Dicle Elektrik Genel Müdürü Yaşar Arvas, projenin yaygınlaşması ile elektrik sektöründe sıkça kullanılan sepetli kamyonetlerin kullanımının azalacağını, böylece her 100 kilometrede yüzde 30’a varan bir karbon ayak izi azalması beklendiğini ifade etti. Arvas, Dicle Elektrik olarak elektrik dağıtım sektöründe sürdürülebilir ve yenilikçi çözümlerle kamuoyunun huzuruna çıkmaktan mutluluk duyduklarını belirterek, “Ar-Ge çalışmalarına büyük önem veriyoruz. Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’ndan Ar-Ge Merkezi açma izni alan ilk elektrik dağıtım şirketi olduk. Patent portföyümüzü genişletiyor olmaktan memnuniyet duymakla birlikte bu projenin çalışan güvenliğine yönelik olması ayrıca gurur verici. Bu kritik aşamanın ardından patent süreçlerine de başladık. Projenin tüm süreçlerinde emeği geçen Dicle Ar-Ge Merkezi çalışma arkadaşlarımızı tebrik ediyorum.” diye konuştu.

 

Haberin Devamı

Haberler

Türk Loydu, klaslamanın en önemli kuruluşu IACS’ın 12. üyesi oldu

Yayın tarihi

-

Yazar:

Türk Loydu, Birleşmiş Milletler Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün danışmanı statüsünde uluslararası bir kuruluş olan IACS’ın 12. üyesi olarak kabul edildi. Uluslararası Klaslama Kuruluşları Birliği (IACS) üyeliği, uluslararası deniz emniyeti, çevre koruma ve sürdürülebilirlik gibi kritik alanlarda Türk Loydu’nun etkisini artırarak, Türk denizcilik sektörünün uluslararası düzeyde daha fazla söz sahibi olmasına katkı sağlayacak.

1930’lara dayanan çalışmalarıyla resmi olarak 11 Eylül 1968 yılında kurulan, güvenli gemilere ve temiz denizlere adanmış olmanın yanı sıra, Birleşmiş Milletler Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün danışmanı statüsünde uluslararası bir kuruluş olan IACS; teknik destek, uyumluluk doğrulaması, araştırma ve geliştirme yoluyla deniz güvenliği ve düzenlemelerine benzersiz bir katkı sağlıyor. Dünyanın kargo taşıma tonajının %90’ından fazlası, IACS üyelerinin belirlediği sınıflandırma, inşaat ve ömür boyu uyumluluk kuralları ve standartları kapsamında yer alıyor. 2001 yılında SWEDAC’tan ISO 17021 standardına göre akreditasyon alarak bu kapsamda akredite edilen ilk ulusal kuruluş olan Türk Loydu Vakfı, 2006’ya gelindiğinde Paris Mou Yüksek Performans Listesi’nde ilk kez yer alan ve Avrupa Birliği’nden onaylanmış kuruluş olarak tescil ediliyor. 2011 yılında da küresel klaslama pazarının en önemli kuruluşu olan IACS tarafından klas kuruluşu statüsü ile tescil edilen Türk Loydu, günümüzde resmi olarak IACS üyeliğine hak kazanarak, birliğin 12. üyesi oluyor.

Konuyla ilgili olarak Türk Loydu tarafından, “Cumhuriyetimizin 100. yılında büyük onur!” başlığıyla servis edilen açıklamada, şu ifadeler kullanılıyor: “Günümüzde Türk Loydu, denizcilik sektörü başta olmak üzere enerjiden imalata, savunma sanayiinden lojistiğe kadar tüm sektörlerde; klaslama, denetim, kalite yönetim ve ileri mühendislik gibi birçok alanda hizmet veriyor. Çok sayıda bilimsel ve teknik konferanslarda yer almanın yanı sıra aynı zamanda eğitimler veriyor, çok sayıda öğrenciye burs desteği sağlıyor. 1962 yılında Gemi Mühendisleri Odası tarafından kurulan Türk Loydu bugüne kadar yaklaşık 3000 adet geminin klaslama hizmetinin yanı sıra, Türkiye ekonomisinin can damarı olan dünyaya mal olmuş projelere de imza atıyor. 61 yıllık tarihinde altmış biri aşkın dev proje, Türk Loydu’nun da imzası ve çalışmalarıyla hayata geçti. İstanbul Havalimanı, Akkuyu Nükleer Güç Santrali, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Osman Gazi Köprüsü, 1915 Çanakkale Köprüsü, Yüksek Hızlı Tren, TCG Anadolu Gemisi, Nene Hatun Sondaj Gemisi, Rize-Artvin Havalimanı, birçok futbol stadyumu bunlardan sadece birkaçıdır. Klaslama, yasal sertifikasyon, test, muayene, belgelendirme ve onaylanmış kuruluş hizmetlerini 2017 yılından itibaren Türk Loydu Uygunluk Değerlendirme Hizmetleri A.Ş. bünyesinde yerine getiren Türk Loydu Vakfı, fiziki alanlarının yeterliliği ve gelişmeye açık oluşu ile büyüme yolunda hızla ilerliyor. Türk Loydu, Türkiye’nin milli kuruluşudur. Yetkisi olan alanlar hemen hemen Türkiye’nin ekonomisine katkı sağlayan sektörlerin tamamını içermektedir ve IACS üyeliğimiz ile büyümenin, gelişmenin ve ülkemize katkı sağlamanın faydası ve gururu 100. yılında Türkiye Cumhuriyeti’nindir.”

Haberin Devamı

Haberler

Su kaynaklarımızı korumamıza yardımcı olacak yöntemler

Yayın tarihi

-

Yazar:

Su, dünyamızdaki yaşamın kaynağı ve canlı ekosisteminin hayatını devam ettirebilmesi için de ihtiyaç duyduğu en temel öğe. Dünyamızın milyonlarca yıldır sürdürdüğü ve kendi kendini temizleyerek canlılara hayat veren su döngüsü, yine insan etkisi ile son yıllarda iyice bozulmaya başladı. Bilinçsiz su kullanımı ve tüketimi, hızlı sanayileşme, büyüyen şehirler ve yanlış tarım uygulamaları gibi birçok farklı faktör suyumuzun kirlenmesine ve kendi içerisindeki döngüsünün bozulmasına yol açıyor. Yarattığımız bu kirliliğe ve su döngüsüne verdiğimiz zarara dur diyecek olan da yine bizleriz. 150 yılı aşkın köklü geçmişiyle müşterilerine hizmet veren Generali Sigorta, 22 Mart Dünya Su Günü’nde suyumuzu nasıl temiz tutabileceğimiz, israf etmeden kullanabileceğimiz ve koruyabileceğimize dair ipuçlarını paylaştı.

Atıklar doğrudan suya boşaltılmamalı

Suyumuzu en çok kirleten öğelerden birinin bilinçsiz ve kontrolsüz şekilde doğaya bırakılan atıklar olduğu biliniyor. En basit haliyle gün içerisinde mutfaktan boşaltılan ve suya karışan yemek artıkları, kullanılmış yağlar, suya atılan peçete ve kağıtlar, kanalizasyona dökülen atıklar doğrudan suya karışarak kirlenmesine neden oluyor. Bu da suyun temas ettiği toprağın kirlenmesi ve kendi içindeki dengesinin bozulmasına, aynı zamanda da bu suları tüketen evcil hayvan ya da insanların hastalanmasına yol açıyor. Atık kontrolünün hem bireysel hem de şirketler ya da kamu kurumları tarafından çok iyi yapılması, suyun korunması ve temiz tutulması için atılabilecek en önemli adımlardan.

Suyu boşa kullanımı engellenmeli

Suyumuz, hayatımızı devam ettirmemiz için ihtiyaç duyduğumuz en önemli kaynak. Bunun için de tek damlasının bile israf edilmemesi, boşa akıtılmaması ve kullanılmaması çok önemli. Özellikle evlerin içerisinde elde bulaşık yıkamak, el yıkarken ya da diş fırçalarken suyu boşa akıtmak, bozuk su tesisatlarını tamir ettirmemek, sık ve gereksiz yere araç yıkatmak, bahçe sulama gibi işlemler için damlama gibi etkin yöntemleri kullanmamak suyun israf edildiği örnekler arasında. Bu ve benzeri kullanım yanlışlarının da önüne geçerek suyumuzu koruma altına almak ise çok önemli.

Plastik kullanımından vazgeçilmeli

Suyumuzu en çok kirleten maddelerden biri de plastik. Günlük hayatımızda birçok noktada kullandığımız ve doğaya doğrudan zarar veren plastikler, suyun içerisinde yüzlerce yıl bozulmayarak kirletici özelliklerini koruyor. Bunun için plastik poşetler, şişe sular gibi ürünlerin kullanımının sıfıra indirilmesi gerekiyor. Doğaya bırakılan her bir plastik madde, canlı ekosistemini de doğrudan etkileyerek yaşam alanlarını tahrip ediyor.

Çevreyi kirleten ürünlerin kullanımı azaltılmalı

Gün içerisinde sıkça kullanılan, plastiğin yanı sıra geri dönüştürülemeyen farklı materyallerden oluşan ürünlerin kullanımı da suyumuzu kirleten unsurlar arasında. Deodorant, parfüm gibi ürünlerin hem üretimi hem de kullanımı sırasında yapılan hatalar da su kaynaklarının uzun vadede farklı kimyasallarla kirlenmesine neden oluyor. Yine buna benzer kişisel bakım ürünleri ve kozmetikler de suyun kirlenmesini sağlıyor. Bu ürünlerin kullanımı sonrasında yıkanması sırasında karışan kimyasal maddeler, su kaynaklarına ulaşarak doğanın dengesinin bozulmasına yol açıyor. Bunun için doğa dostu olan, sertifikalı ve kirlenmeyi azaltacak ürünlerin tercih edilmesi de etkili bir yöntem olabilir.

Deniz, göl ve nehirlerin temiz tutulması gerekiyor

Su döngüsünün en önemli parçalarından biri olan ve ana su kaynakları arasında da sayılan denizlerin, göllerin ve nehirlerin de kirletilmemesi ve korunması gerekiyor. Bu su kaynaklarına çöp atılmaması, var olan çöplerin temizlenmesi ve hiçbir şekilde atık karıştırılmaması suyun korunması için çok önemli. Özellikle su döngüsünün önemli bir parçası olan tatlı su kaynaklarının kirletilmemesi için bireysel olarak harekete geçilmesi canlı hayatın devamlılığı için de gerekli noktalardan biri olarak öne çıkıyor.

Pil atıklarına dikkat edilmesi

Günlük hayatta bir güç kaynağı olarak kullanılan piller, suyu ve toprağı kirleten en önemli maddeler arasında. İçerisinde bulunan cıva, kurşun, nikel gibi ağır metaller, atık olarak doğaya bırakıldıklarında uzunca bir süre kirlenmeye sebebiyet verebiliyor. Bu sebeple pillerin mutlaka toplanması, uygun alanlara atık olarak bırakılması, imha edilmesi ya da geri dönüştürülmesi gerekiyor. Pillerin suya hiçbir şekilde temas ettirilmemesi büyük önem taşıyor.

Haberin Devamı

Trendler